Bu hafta sonu kardeşimin doğum günüsü vesilesiyle gittim İstanbul'a. Cuma akşamı iş çıkışı atladım otobüse, Yalova'dan da feribota, çektim deniz kokusunu içime vardım İstanbul'a. Babam bir süredir rahatsız, tedavisi olmayan bir hastalığı var artık, tıbben semptomları kalkmıyor ama yavaşlatmak için uygulanan bir tedavisi var, kardeşimin bahanesiyle gitmiş olsam da annemi, babamı görmek, onlarla hasret gidermek, vakit geçirmek çok iyi geldi bana. Bir araya gelince hep eski günlere gider, anıları hatırlar güler, mutlu oluruz biz. Yine öyle oldu, günlük yaşantımda aklıma gelmeyenler çıktı ortaya, keyiflenildi. Bu kez hiç gezmek için çıkmadım evden, oturdum evimde ailemle, yanlarından hiç ayrılmak istemezcesine...
Anne- baba evine gidilir de anne yemekleri yenmez mi hiç. Yedim yedim durdum lezzetli anne yemeklerini, bu resimler sadece en sevdiklerime ait olanlar.
Cumartesi akşamı kutlayıverdik kardeşimin yeni yaşını, iyi dilekler ve kocaman bir pastayla, esas hediyesi yanında onun için daha önce hazırladığım ufak tefek el emeklerimi verdim ona, pek mutlu oldu.
Pazar günü dönme zamanı geldiğinde hep beraber çıkalım dedik dışarı, hava sıcacık, gökyüzü güneşliydi. Annemler yolcu edelim sizi dediler, hem deniz kenarında oturur birer kahve içeriz diye düşünerek çıktık yola, içildi kahveler, güneşin tadı çıkarıldı. Ayrılık vakti geldiğinde burkuldu içim. Bir başlarına bıraktık yine onları, aklım hep onlarda. Kısaydı mısaydı ama güzel bir hafta sonuydu yine de...



