21 Ekim 2014

Blogger Etkinliği: Balköpüğüblog Bursa'da...


   Neredeyse blog yazmaya başladığım ilk günlerde takip etmeye başladığım sevgili Gizem -Balköpüğü Blog evlenmesinin ardından Bursa'da yaşamaya başladı. Geçtiğimiz pazar günü Bursa'daki blog yazan kişilerle tanışmak ve bir araya gelmek için düzenlediği #BalkopuguBursada etkinliğinde buluşturdu bizleri. Pakmaya ana sponsorluğunda Almira Otel'de gerçekleştirilen etkinlik Gizem'in tanışma ve "Daha çok Okunan Bloglar" workshopuyla başladı, devam eden süreçte keyifli sohbetler edildi, güzel bir pazar günü geride kaldı...


      Salondaki cici mi cici iki masa mywishevent ve potikr.organizayon tarafından hazırlanmış...




Bizleri güler yüzleri ile karşılayan Şerife ve Fatma gün boyunca koşturup durdular, emekleriniz için tekrar çok teşekkür ederim. 


Sevimli Tatlar-Remziye'nin bizler için hazırladığı badem şekerleri ve Kalbimde Kalanlar blogunun sahibi tarafından hazırlanan kitap ayracımız...


Etkinliğin başında bizlere dağıtılan isim kartlarımızın altında birer de sayı yazılıydı. Etkinlik sonunda bu sayıların çekiliş için verildiği gördük. Sevgili Gizem her birimize çekilişle birer hediye vermenin dışında taşımakta zorlandığımız birer de hediye seti hazırlamış...


Çekilişte bana çıkan kartonworks.com un çevre dostu taburesi gerçekten çok kullanışlı, taşır mı taşımaz mı derken denedik ağırlıklarımızı gayet taşıyor:))



Bu keyifli günde bizleri buluşturduğu ve sürprizleri ile bizleri mutlu ettiği için Balköpüğü Blog a ve hediyelerinden ötürü Pakmaya, Koroplast, Artebella, Bambum, Dermokil, Otacı, Farmasi, Kent Kitap, mumyak.com, Note, Neşeli Bileklikler, Parfümevi, Dermadolin, Workwonders, Hüsnadan, Özlem Sabun, Aspire, Candia, Revox ve Kozmobio'ya çok çok teşekkürler...

Son olarak masamızdan bir kaç kareyle veda ediyorum sizlere. Sağlıcakla kalın...








25 Ağustos 2014

Ice Bucket Challenge ve ALS hakkında...

Babacığımı 3 ay önce ALS hastalığı sebebiyle kaybettik. Gündemdeki ice bucket challenge hakkında düşüncelerimi paylaşmak isterken kardeşimin facebook hesabında yazdıkları o kadar etkiledi beni ve hislerime o kadar tercüman oldu ki izniyle buradan hiç bir değişiklik yapmadan onun bu yazsını paylaşmak istiyorum...


Ben de müsaadenizle şu #icebucketchallenge ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum, babasını 3 ay önce ALS’den kaybetmiş bir evlat ve bir hasta yakını olarak… Bardağın her zaman dolu tarafını görme eğilimindeyimdir; bağış yapma kültürüne aşina olmayan milletimiz tarafından ALS-MNH Derneği’ne, neredeyse rekor sayılabilecek meblağda bağış yapılması, pek çok yerli ve yabancı ismin, kimi zaman show haline dönüştürseler de ALS kelimesini telaffuz ediyor olması elbette takdire şayan… Farkındalık yaratma çabaları bu anlamda başarıya ulaştı denilebilir ancak bence esas sorun sadece kısaltmasını seslendirdikleri ALS’nin ne melun bir hastalık olduğunun ne kadar farkında olunduğu ile ilgili!!! Bir kere bu ülkede (belki dünyada da) bu hastalığın tanısını alabilmek hiç kolay değil, o zaman doktorların farkındalıklarını kim arttıracak? Babamın tanısını, uzmanlık alanı olmasına rağmen bir nöroloji hekimi değil de ayırıcı tanıda fizik tedavi uzmanı koymuşsa örneğin… Sonra doktor size hastalığı anlatırken öyle soğuk duş etkisi yaratmıyor bence, aksine kor alevlerde yanmaya başlıyorsunuz, yüreğiniz dağlanıyor. Çünkü doktorlar pek çok hasta yakınına bu hastalığı şöyle anlatıyor: YAVAŞ YAVAŞ ELİN AYAĞIN TUTMAYACAK, KONUŞAMAYACAKSIN, YÜRÜYEMEYECEKSİN, YEMEK YİYEMEYECEK, SU İÇEMEYECEKSİN, YUTKUNAMAYACAKSIN, SOLUNUM CİHAZINA BAĞLANMADAN NEFES ALAMAYACAKSIN, AMA BEYNİNE BİR ŞEY OLMAYACAK, DÜŞÜNMEYE VE SADECE GÖRMEYE DEVAM EDECEKSİN, VÜCUDUNDA BİR TEK GÖZ KAPAKLARIN KIPIRDAYACAK ÇÜNKÜ HASTALIKTAN ETKİLENMEYEN TEK KAS GÖZ KAPAKLARINDA...CANSIZ BEDENİN, TAM AÇIK BİR BİLİNÇLE YATAKTA ÇARESİZ YATACAK. MUHTEMELEN ÜÇ YA DA DÖRT YIL İÇİNDE DE ÖLECEKSİN. Ben bunları telefonda ilk duyduğumda, tepkime şahit olanlar iş arkadaşlarımdı. Selin Aslan, Nazım Şimşek Hatırlar mısınız gözyaşlarımı? Hiç ilgisi yoktu değil mi öyle buzlu suyla falan? Deneyimlenen acıları size kelimelerle tarif edebilmem ne yazık ki mümkün değil… Tek isteğim, eğer gerçekten taşın altına elinizi koymak istiyorsanız, bu tür saman alevi gibi parlayan ve sönen, dönemsel, geçici kampanyaların yanında, tedavi alternatifleri ve hastaların yaşam kalitesini arttırmak için lobi yapılmasına katkıda bulunmanızdır. Aileniz veya çevrenizden sevdiğiniz herhangi bir ferdin, solunum cihazına bağlıysa eğer, örneğin elektrikler kesildiğinde ne yapacağını düşünmemelisiniz kara kara. Böyle bir durumda kendi yaşayacağınız çaresizliği ve travmayı bir kenara bırakın, hastanızın nefes alma gibi hayati bir fonksiyonu riske girmiş oluyor!! Ve ALS ile tanıştıysanız, bu, düşünmeniz gereken detaylardan sadece biri oluyor... Umarım hiç kimse, henüz tedavisi bulunmayan bu yetim hastalıkla tanışmak ve sevdiklerinin eriyip gitmesine göz yummak zorunda kalmaz… Kalın sağlıcakla!

Hepinize sağlık ve huzur dolu günler dilerim, sevgilerimle...

08 Ağustos 2014

Bu hafta izlediklerim...

Kendime bir diyet programı uygulamaya karar verdim hafta başında. Yok yok, yiyecek içecek içermiyor bu diyet, ruhumu besleyecek bir programdan oluşuyor. Şöyle bir karar aldım ihmal ettiklerim adına.. Haftada en az üç gün açık havada tempolu yürüyüş yapılacak, bu sırada ruhum müzikle doyurulacak, yine haftada en az üç gün film izlenecek, mutlaka elde okunacak bir kitap olacak. İlk hafta diyetime harfi harfine uydum ve bugün izlediğim filmlerden biraz bahsedeyim size dedim. 


Hafta başında izlediğim ilk film "Tatil- The Holiday". Baş rollerinde Jude Law, Cameron Diaz, Kate Winslet ve Jack Black'in yer aldığı 2006 yapımı romantik komedi türündeki filmde baş rollerdeki kadın oyuncularımız romantik ilişkilerinde yaşadıkları duygusal gerginlikler ve hayal kırıklıklarının ardından bir ev değiş tokuş sitesi aracılığıyla evlerini değiştirmeye karar verirler ve kendilerine hiç de tanıdık olmayan coğrafyalarda alışkın olmadıkları bir yaşantının içine girip yaşamı deneyimlerler. Film keyifli, duygusallık abartılmamış, müzik ve görseller huzurlu geldi bana...


İkinci film "Son Üç Gün- Three Days to Kill". Baş rollerinde Kevin Costner, Amber Heard, Haillee Steinfield ve Connie Nielsen'ın yer aldığı 2014 yapımı dram, aksiyon türündeki filmde uluslararası bir ajan olan ve yaşadığı hastalık sebebiyle yaşayacak sayılı günü kaldığı kendisine söylenen Ethan, eşi ve kızıyla geçirdiği uzun süreli ayrılığa son vermek ve kalan günleri kızıyla ilişkilerini düzelterek geçirmek ister. Bir yandan kızını tanıma ve bağlarını yeniden yapılandırmaya çalışırken kendisine gelen yeni bir iş teklifiyle bir yandan da teröristleri yakalamaya çalışır. Bu işin sonucunda kendisine yaşamını uzatacak ilacın verilecek olması Ethan'ı motive eder. Baba-ergen kız ilişkisini başarılı yansıttıklarını düşündüğüm filmdeki aksiyon sahnelerini yavan buldum, iç içe iki konunun işlenirken geçişlerin kopuk olduğunu düşündüm film sırasınca. Kısacası çok da sevemedim filmi...


Ve son filmim ''Bir zamanlar-Once". Dublin'de geçen iki insanın yaşantısından kısa bir zaman kesitini aktaran 2006 yapımı müzikal dram türü filmde baş rolleri The Frames grubunun solisti İrlanda'lı Glen Hansard ve Çek şarkıcı ve piyanist Marketa Irglova paylaşıyor. Bir sokak müzisyeni ile bir Çek göçmenin tanışmaları ve devamında geliştirdikleri ilişkileri deneyimlemek güzel ve izleyenlere verdikleri müzik ziyafeti harika. Ben filmi de bu ikilinin filmde seslendirdikleri ve en iyi orijinal şarkı türünde Oscar ödülüne layık olan "Falling Slowly" isimli şarkıyı da çok sevdim. Fırsatınız olursa filmi izleyin, şarkıyı dinleyin derim:)

Bu gün tatil öncesi son iş günüm, herkese süper bir hafta sonu dilerim...