14 Ağustos 2015

İtalyan Ekmeği- Focaccia

Yaz sıcakları son hız devam etmekte. Üç haftalığına çıktığım senelik iznimin yarısı geçmiş bile. Hazır bu hafta evdeyim değişik tarifler deneyeyim demişken çıktı bu tarif Mutfak Sırlarının sitesinde karşıma. Bodrum'dan topladığım taze biberiyeleri de değerlendiririm diye düşündüm ben de. 


Tarif oldukça pratik, sıcak günlerde yanında buz gibi bir içecekle nefis bir atıştırmalık halini alıyor. Denemenizi tavsiye ederim, pişman olmazsınız.


Tarife gelince;
2 su bardağı ve 1 su bardağından 1 parmak eksik un
1 su bardağı su
1 yemek kaşığı kuru maya
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 yemek kaşığı tuz ve
1 yemek kaşığı şekeri

genişçe bir kapta karıştırıp hamuru 35 dakika üstüne nemli bir bez örterek ılıkça bir yerde bekletiyoruz. Kabaran hamuru ikiye bölüp, bezeleri merdaneyle çok ince olmayacak şekilde açıyoruz. Hafifçe yağlayıp unladığımız fırın tepsisine hamuru alıp üzerine elimizle biraz zeytinyağı sürüp hamurun üzerine parmaklarımızla hafifçe bastırıyoruz (ben çatalla delik de yaptım). Hamurlardan birine arzuya göre domates ve biberiye, diğerine zeytin ve kekik koyup 200 derece önceden ısıtılmış fırında 20 dakika pişirip, dilimleyip afiyetle yiyoruz.  


Selimiye- Datça-Bodrum ve Foça'yı içeren tatil rotam ve önerilerim yakında blogda olacak. Sevgiyle kalın:))

05 Mayıs 2015

Makedonya Gezimiz (3) - Ohri & Manastır

Üstüp'teki evimizden 2-2,5 saat kadar süren yolculuk sonrası akşam geç saatte Ohri'de kalacağımız eve ulaştık, geceyi orada geçirdik. Sabah yine börekli bir kahvaltı bekliyordu bizleri:)) Pırıl pırıl güneşli bir sabah vardı şansımıza, yine düştük yollara. Ohri, göl manzarası, bölgeye özgü evleri, tarihi ve mimari eserleriyle Makedonya'nın turistik kenti. Şehir ve göl Unesco taraından dünya mirası listesine alınmış. Kiril alfabesi burada ortaya çıkmış. 


Ohri Gölü oldukça büyük ve temiz, bu sebeple gölde yüzülebiliyormuş.




Şehir merkezi ve Ohri Kalesine çıkan yolda Safranbolu evlerini anımsatan evlerin yanı sıra hediyelik eşya dükkanları, kafeler ve kiliseler bulunmakta. 







Kalenin başladığı anfi tiyatro:



Tepede Sveti Kliment i Panteleimon Manastırı karşılıyor bizi, tarifsiz bir manzarası var. 






Dönüşte göl kenarında biraz vakit geçirip, Ohri çarşını geziyoruz, çarşı içerisinde bulunan Ali Paşa Camii tadilatta, bu yüzden ziyaret edemiyoruz. 






Bir kafede biraz soluklandıktan sonra yine yola düşüyoruz, hedefimiz Manastır (Bitola). Manastır Askeri İdadisinin kapanışına yetişebilmek için acele ediyoruz. Yol üstündeki Resne'de bulunan Niyazi Bey Sarayını da görmek istememize rağmen Makedonya'daki trafik tabelalarının azizliği ile Resne girişini kaçırıp Manastır'a doğru yola devam ediyoruz.


Keyifli yolculuğumuz sonrası Manastır'da ilk durağımız Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitim aldığı Manastır Askeri İdadisi. Kapıdan girerken hassaslaştığımı fark ediyor, okul içerisinde bulunan Atatürk anı odasını gezerken gözlerimin dolduğunu hissediyorum. Atatürk'e burada verilen değer beni çok mutlu ediyor. Anı odasında Atatürk'ün ilk aşkı olan Manastır'lı Eleni Karinte'nin yazdığı mektubu okuyoruz. Eniştem sayesinde İdadi'nin avlusunu görme fırsatına da sahip olmanın keyfini de yaşadım.











Ardından Manastır Sokaklarını dolaşmaya başladık. Manastır bu gün güneybatı Makedonya'nın sanayi ve ekonomi merkeziymiş. Ayrıca kentte 12 ülkenin elçilikleri bulunmaktaymış. 

İdadiyi solumuzda bırakıp yürüdüğümüz Şirok Caddesinde güzel balkonlar dikkatimizi çekiyor, gezerken durup fotoğraf çekmekte zorlandığımız için bu balkonlara dair çok güzel karelerim yok maalesef. Caddede pek çok kafe ve restorant var. Hafta sonu olduğu için mi yoksa hep mi bilmem cadde hareketli. 



Aynı karede cami ve kilise







Bu balkon Eleni Karinte'nin balkonu:

Yeni Cami'nin bulunduğu meydana kadar yürüyoruz, acıktığımız için artık yemek vakti. Eniştemin bildiği bir restoranın yolunu tutuyoruz. 


Yemek öncesi rakiya isimli iştah açıcı içeceği deniyoruz, benim için çok sert. Ardından ben klasik pleskavitsa yemeyi tercih ederken, eniştemin önerisiyle eşim ve arkadaşım kremalı olanını tercih ediyorlar. Pleskavitsaya benzer bir köfte bizde yok. Tek porsiyonluk köfte benim için çok büyük. Yanına shopska (salata) ve üstü peynir rendeli patatesimiz eşlik ediyorlar. Skopsko (ckoncko) birası da enfes. 








Epeyce gezdik, yorulduk, ama mutluyuz. Harika bir Makedonya gezisinin sonunda gülen yüzlerimizle dönüş yolundayken yeni rotaların hayalleri kurulmaya başlandı bile:))